1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer

Bilgi

Halının tarihçesi, Gelişim süreçleri

Coğrafi bölgeye dayalı olarak geleneksel halı kullanımı, üretim alanı, Kuzey Yarımküre`de 30-45 enlemleri arasında kalan kuşaktır. Tarihsel yaklaştığımızda ise bu bölgede, Türk kökenli halkın egemen olduğu açıktır. Orta Asya`dan batıya uzanan bu kuşağın kuzeyinde kürk ve pösteki, güneyinde ise hasır ve pamuk dokuma ürünleri kullanılırdı. Bu kuşak içinde kalan, hayvancılıkla uğraşan, Çin, Hindistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Kafkas ülkeleri ile İran`da ve Türk yönetimi sırasında Balkan ülkelerinde yaygınlaşan Halı ve kilim türü el dokumacılığı, o dönemde Mısır, Kuzey Afrika ve ispanya`ya kadar genişlemiştir. İskandinav ülkelerinde de Orta Asya temeline dayalı dokuma yapılmakta.

Türk kökenli toplumlarda Halı yapımı geleneksel yaşantılarına bağlı olarak gelişmiştir.

Sürü güdücülüğü ve hayvancılıkla uğraşan Türkler, kendilerine kültürel ve sanatsal bütünlüğü edindiren, geleneksel alışkanlıklarını bu yönde kazanmışlardı. Özellikle ulaşım olanaklarının zor olduğu yörelerdeki halkın, geleneksel dokuma sanatı aracılığı ile en azından bir zanaat edindiği açıktır.Koyun yetiştirilmesi, yünün eğrilmesi, ipliğin boyanması, amaca yönelik halı ve dokumanın oluşturulması birdenbire olacak işler değil. Toplumda akademik eğitim benzeri, gelenekleri gerektirir. Bilimsel anlamda, M.Ö. 5-4. yüzyıllara tarihlenen en eski düğümlü halı örneği, Rus bilgini S.I. Rudenko`nun 1949 da yönettiği Altay kazıları sırasında, iskit kurganlarında bulun muştu. Pazirik halısı diye bilinen, 200x189 cm. boyutunda, cm2. de 36 Düğüm sıklığında ve yün`den dokunmuş olan halı, bugün Leningrad, Hermitage Müzesindedir. 1906-1908 yılları arasında, Orta Asya`nın Turfan bölgesindeki mezar araştırmalarında, M.S. 5-6. yüzyıllara ait düğümlü halı parçaları bulunmuştur.

Anadoluda bulunmuş en eski halı örnekleri 12. ve 13. Y.Y`a ait olduğu bilinen Halılar, Anadolu Selçukluları ` ndan günümüze kalanlardır. 1905 yılında, Loytved tarafından, Konya Alaeddin Camisi`nde bulunan sekiz, 1929 yılında, Riefstahl tarafından, Beyşehir Eşrefoğlu Camisi`nde bulunan üç Halının, bir bölümü İstanbul Türk ve islam Eserleri Müzesi ile Konya Mevlana Müzesi`nde sergilenmektedir. Anadolu Selçuklu dönemi Halı örneklerine, 1936 yılında Fustat (Eski Kahire) Kazılarında rastlanır. Parçalar halindeki bu Halılardan, yedi örnek Stockholm de sergilenmektedir. Bu Halılarda, Kufi yazı benzeri Kenar Su ile geometrik, simetrik, zemin motif ilişkisinde, bitki, bulut, dört yön ve yıldız 14.yy dan sonra ağırlıklı olarak, soyutlanmış kuş ve ejder gibi şaman inancı etkisinde koruyucu hayvan motifleri kullanılmış olduğu görülür. Anadolu Halıları Türklerin geleneksel yaşantıları içinde önemli kullanım ve üretim alanı olduğu gibi Selçuklu döneminden beri, komşu ülkelere satılan ve ziyaretçilere hediye edilen en değerli mal idi ve götürüldükleri ülkelerde de bir üstünlük göstergesi sayılmışlardı. Anadolu Halıları zamanın yazılarında övgü ile anlatılmış, tablolarında resmedilmişlerdi. Avrupa yönetici sınıfının El Sanatlarına yönelik olumlu yaklaşımı, 1851 yılında Londra, 1855 yılında Paris`te açılan sergiler ile geniş halk kitlelerine yaygınlaştırılmıştı. Bu etkinlikler sonucu, Avrupalı eski sanat eserlerine sahip çıkmış, İtalya, Hollanda ve Almanya da Hanns Memling, Hanns Holbein, Lorenzo Lotto, Carlo Crivelli gibi pek çok ressam Anadolu dan gelen Halıları tablolarında resmetmişlerdi.1891 de Viyana Sergisi açılır, 1882 de Robinson Londra`da, 1901 de Wilhelm Von Bode ve F.R.Martin, 1907 de Sarre, 1914 te Kühnel, 1922 de Kurt Erdmann, 1931 de R. Riefstahl, 1937 de G.J. Lamm gibi araştırmacılar Anadolu Halıları konusunda yayınlar yapmışlardır. Bu konuda Türkçe yayın 1938 yılında, İzmir Valisi Kazım Dirik yapmıştır. Daha sonra yapılan Türkçe yayınlar yabancı yayınların çevirisi niteliğinde, alan araştırmalarına dayanmayan yayınlardı. Selçuklu yönetimi Haçlı akınları ile zayıflayıp, Moğol işgali ile yıkılmasına rağmen, Türk halkının Kültürel ve Sanatsal bütünlüğünü sağlayan Halı Sanatı, Uşak Grubu`nun Kuşlu, Yıldızlı, Sofralı, Post ve Çintemani motifli Halı örnekleri ile, İran üzerinden getirilen ustalar etkisinde Osmanlı Saray Halıları ile gelişerek günümüz Hereke tipi Halılarında netleşmişlerdir.

Öte yandan yabancı ressam adı altında toplanan, Anadolu, Türkmen ve Yörük Aşiretlerinin orijinal değerde Halıları, İzmir, Manisa, Çanakkale, Konya, Milas, Kayseri, Sivas, Kars, Kırşehir, Malatya gibi günümüz Yöre Halılarında netleşir.Bu yörelerin Anadolu ilk çağ yerleşimleri ( Troya, Bergama, Laodikeia, Tralles, İconium, Theodosiopolis, Qayseriyya) ile aynı olması, dokuma sanatı geleniğini Antik çağ `a bağlar. Geleneksel devamlılığı, çeşitli kültür etkinlikleri ile bütünleyip, evrensel düzeyde yaşatabilmeyi uygarlık ölçüsü olarak alırsak: Coğrafi konumu gereği doğu-batı, kuzey-güney Kültürlerindeki insanlara en uygun bağlantıyı ve ılımlı bir yaşantıyı sağlayan Anadolu gibi belirli yerler her zaman insan topluluklarını üzerine çekmiş, farklı kültür verileri ile kendine özgü bir uygarlık oluşturarak, çevrelerine devamlı kültür kaynağı olmuşlardır. Pek çok açık ve kapalı bölgelerin, zengin doğal kaynakları, verimli toprakların Anadolu`da bulunması kültürlerin canlı kalmasına, gelişmesine ve birbirlerini etkileyerek renkli gelenekler oluşturmasına neden olmuştur. Anadoluda kültürel odaklaşmalar, Batı`da Ege ve Yunan ile Trakya, Makedonya. Orta Anadolu`da, Mezepotamya ve Mısır. Doğu Anadolu ise İran, Sasani, Kafkas ve Orta Asya Kültürleri ile karşılıklı ilişkiler ve etkileşim içinde olmuştur. Anadolu gibi zaman zaman zıt kültürlerin birbirine üstün geldiği, bir coğrafya da toplumun geleneksel niteliğini yozlaştırmadan uzun zaman canlı bir yapıya sahip olan Kültür, Gelişip klasik örneklerini yaratıp, zaman içinde kendisini arındırıp yenilemez ise hantallaşır, yozlaşır ve tarih konusu olup gider. En ufak toplum biriminden başlayarak, toplumun bütününe yayılmış olan geleneksen Halı ve Dokuma Sanatı, Orta çağ boyunca Anadolu`da insanların bir erdeme yönelmelerini sağlamış, yaşam tarzına yatkınlaş tırılmalarını bir okul işlevinde yapmıştır.

Osmanlı Dönemi:
Akıl edilmedik düşüncelerin, bilinmedik uğraşların ve pek çok konuda yeni değerlerin düzenlendiği, hantallaşmış askeri ve idari yöntemlerin, alışılmış geleneklerin inançların değiştiği 300 yıllık zaman kesiminde, üç kıtaya yayılmış topraklarda hüküm süren Osmanlı yönetiminde Geleneksel El Dokumacılığı kapsamındaki Halı Sanatı devam etmiştir. Osmanlı yönetiminde Devlet düzenine zarar vermemek koşulu ile kimden gelirse gelsin, akıl, fayda ve çıkar`a yönelik her türlü düşünce uygulamaya açıktı. İslam inancı bile başlangıçta katı kurallara değil, Sunni, Şii, Kalenderi, Bektaşi, Babai, Haydari, Batıni, Hurufi, Ahi, Apdal, Mevlevi, Dehri, Meşşai, İşraki, Hanefi gibi pek çok çeşitlilik içindeydi. Anadolu Türkmenlerindeki bu çeşitlilik, ürettikleri dokumaların da çeşitlenmesini sağlam ıştı. Türk Sanat bütünlüğü içinde yapılan Halı motifleri bizi geometrik temele dayalı, islam süsleme düzenine, Hitit Uygarlığının Ana Tanrıça Kültürüne, Mezepotamya ve İyon Medeniyetinin sadeliğine, Orta Asya şaman ve Mandala düşünce sistemlerine götürmektedir.Ayrıca bu motiflere yüklenen gizli ve sihirli anlamlar sembolleştirilerek çok farklı çağrışımlar oluşturmaktadır. Bu nedenle Geleneksel Türk Halıları her dönem, evrensel sanat örnekleri arasında yerini almışlardır.

Yöneticiler kendi ölçüleri içinde yetiştirilir ve o değerler ile yaşardı. Sarayın Sanatsal gereksinimleri genellikle görevlendirilmiş Türkmen Aşiretleri ve Halk arasında isim yapan ustaların seçilerek çalıştırıldıkları, Enderun`a bağlı Ehlihiref Ocakları tarafından karşılanırdı.Halk Sanatkar ve Ustaları ise Ahi ve Lonca kuruluşları ile düzene sokulmuştu. Osmanlı Yönetimi, kurduğu bu düzen ile Selçuklu ve Bizans`ın, Doğu Avrupa ve Mısır`ın bereketli mirasına sahip olmanın getirdiği rahatlık sonucu ve Molla Müslümanlığı etkisinde, eskiye ait olan değerleri yenilemeyip, Batı`dan yüzeysel örnekler taşıyıp, yeni çağın, yeni düşünce ile başladığını geç fark ettiler , yanlış algılayıp ve olup biteni pek farkına varamadan tarih olup gittiler. Anadolu`da Geleneksel Halıcılığı Türkmen ve Yörükler yapıyordu. Osmanlı Yönetimi sırasında pek çok Yörük ve Türkmen Aşireti, Trakyadaki yeni topraklara yeni topraklara yerleştirilmiş, Anadoluda kalanların pek çoğu ise hayvancılıktan çok maden ocaklarında çalıştırılmış, askere alınmış, bunların dışında kalanlar da, İran bağlantılı olduğu ve isyan etti gerekçesiyle öldürülmüş ya da İran`a kaçma zorunda bırakılmışlardır. Anadolu da kalan Türkmen ve Yörük Aşiretleri, karakteristik göçebe yaşantıları zorla yerleşik düzene sokulmuş, hayvancılık yerine, pamuk tarlalarında çalıştırılmışlardır. Osmanlının son döneminde yozlaşan Halı üretimi için İran ve İngiltere den getirilen usta ve desenler ile Geleneksel Halıcılığımızın yaratıcıları yeteneksizleştirilerek, ucuz Halı işçisi durumuna getirilmiştir. Halı Sanatı temelinden sarsılmıştı. Osmanlı Dönemi sonunda Geleneksel Halı Dokumacılığı, basit Türkmen ve Yörük Halkı`nın yaptığı değersiz, ucuz bir iş sayılırdı. Kilimler ise pazara yollanan Halıları paketlemeye yarayan adi, dokumalar olarak değerlendiriliyordu.

Endüstrileşme başındaki, yoz geçiş dönemlerinde, geleneksel dokumacılığa ait halı sanatı, geri plana atılmış, sanki modası geçmiş bir nesne olarak hor görülmüştü. yozlaşan kültür değerleri ile makina da yapılan her üretim ucuz ve üstün zannedilmişti. Halbuki Anadolu halılarındaki soyut motif anlayışına Batılı Sanatçılar ancak 1900 lü yılların başında varabilmişlerdi. Avrupa sanatının Rönesans`tan beri vardığı yeni yol soyut sanat`tı. Bu da asırlardır geleneksel Türk Halılarında kullanılan ne yazık ki ülkemizde, günümüzde bile hala küçümsenen, desen ve motiflerdir. Çoğalan yabancı yayınlar, Türklere özgü olan halı dokuma sanatını en azından sanat dışı bırakma ya da Anadolu`nun Hristiyan halkına her hangi bir şekilde bağlayabilme yahut bu dokuma örneklerini Türk Sanat bütünlüğü dışında, bölge bölge, köy köy hatta oba oba parçalara ayırma çabasına girmişlerdir. Bilim ve eğitim için gerekli ve yardımcı olan tasnif sinsice kötü amaçlar için kullanılabiliyor. Anadolu halılarının ayırımı günümüzde bile yabancı isimler altında, desen analizleri ise "palmet" , ``madalyon,`` ``anahtar deliği`` gibi Türk toplumuna yabancı sözcükler ile yapılıyor.

Bu yanlı tutumlara karşı, bilim ve sanat kurumlarımız, müzelerimiz ve bunların ticaretini yapanlar bu yanılgıları düzeltecek cesareti gösterememektedirler.